top of page
Search

Tanrı Gerçekten de Zar Atmaz mı?

  • Writer: Sedat yılmaz
    Sedat yılmaz
  • Dec 12, 2025
  • 3 min read

(Kuantumdan Varlık Felsefesine Bir Bakış)


Einstein 1920’lerin sonunda, kuantum fiziğinin en radikal iddiasına, “belirsizliğe” karşı çıkmıştı. Ona göre evren rastlantılarla değil, kesin yasalarla yönetiliyordu: “Tanrı zar atmaz.” Ama Bohr’un yanıtı daha derindi: “Sen Tanrı’ya ne yapacağını söyleme.” Aralarındaki tartışma yalnızca fiziksel bir deney üzerine değildi, gerçekliğin nasıl var olduğu üzerineydi.Kuantum dünyasında bir parçacığın konumu ya da yönü, biz bakmadığımız sürece “belirlenmiş” değildir.


Gözlem, yalnızca ölçmek değil, var etmek eylemidir.


Yani doğa, potansiyellerle dolu bir olasılıklar okyanusudur; gözlem yaptığımız anda dalga çöküp, bir “gerçeklik” belirir. Bu durumda gerçeklik, bir nesne değil, bir ilişkidir. Gözlemciyle gözlemlenen arasındaki etkileşimde doğan bir olaydan bahsediyorum burada.

Bu düşünce, modern ontolojinin kapısını aralar bize: Eğer her şey gözlemle anlam kazanıyorsa, o hâlde “var olmak”, “algılanmakla” eşdeğerdir. Bir bakıma Bohr, Berkeley’in 18. yüzyılda söylediğini kuantum laboratuvarına taşımıştır:

“Varlık, algılanmış olmaktır.”

Yani biz yalnızca dünyayı gözlemlemiyoruz; dünya da bizim bakışımızla biçim alıyor. Bir fotonun yolunu ölçtüğümüzde desen kayboluyor; deseni izlediğimizde yol bilgisi siliniyor. Bu yalnızca fiziksel bir durum değil, insanın anlam arayışının da metaforu: Ne kadar tanımlarsak, o kadar daralıyor evren; ne kadar açık bırakırsak, o kadar derinleşiyor.

Einstein’ın deterministik evreninde anlam, yasaların içinde gizlidir. Bohr’un evrenindeyse anlam, etkileşimin içinde doğar.


"Gözlemci olmadan gerçeklik tam değildir."


Bu bakış, bize şu cesur soruyu sormayı öğretir: Belki de evren bir makine değil, kendini her an yeniden kuran bir diyalogdur. Bugün Çin’de yapılan hassas deneyler Bohr’u haklı çıkarıyor gibi görünüyor. Einstein’ın “Tanrı zar atmaz” cümlesi, belki de tersinden okunmalı: Tanrı zar atıyor ve o zarı her gözlemde biz yeniden atıyoruz. Gerçeklik, sabit bir hakikat değil; baktıkça var olan, dokundukça değişen bir olasılıklar bütünü.


Tüm "Bu Deney" Ne Anlama Geliyor Peki?


Aydınlanma çağıyla birlikte doğa, insan aklının ölçebileceği, hesaplayabileceği bir düzen olarak görülmeye başlandı. Newton’un evreni kusursuz bir makine gibiydi: her kuvvetin, her hareketin nedeni ve sonucu vardı. Bu yaklaşım Tanrı’yı, evreni kurup kenara çekilen bir “saat ustası”na dönüştürdü. Artık Tanrı, doğanın içinde değil, doğanın dışında bir başlangıç noktasıydı. Evren kendi yasalarıyla işliyordu. Tanrı’nın müdahalesine gerek yoktu. Bu da deizmin ve agnostisizmin entelektüel zeminiydi: “Tanrı vardır, ama karışmaz.”

Bu dünya görüşü, hem bilimi hem düşünceyi özgürleştirdi ama aynı zamanda evreni anlamdan yoksun bir mekanizma hâline getirdi. Her şey ölçülebilir, öngörülebilir, hesaplanabilir olmalıydı. Fakat 20. yüzyılın başında kuantum fiziği bu tabloyu sarstı. Atom altı dünyada hiçbir şey Newton’un yasaları gibi işlemiyordu. Bir parçacığın konumu ve hızı aynı anda ölçülemiyor; ışık hem dalga hem parçacık olarak davranıyor; gözlem yapmadığında sistemin davranışı değişiyordu. Yani evren artık mutlak bir mekanizma değil, etkileşimle şekillenen bir olasılıklar ağıydı ve eğer biz bir fotonun tam olarak hangi yoldan geçtiğini bilemiyorsak ama yine de belli olasılıklarla davranıyorsa, o zaman bu “belirsizliğin içindeki düzeni” kim belirliyor sorusunu ortaya çıkarıyor bize. Bu, Tanrı’nın klasik anlamda “müdahale etmesi” değil belki ama evrenin derin yapısında bir bilinç ya da yönelimsellik olabileceği fikrini yeniden gündeme getiriyor. Kuantum teorisinin belirsizlikleri, “kaos” anlamına gelmiyor aksine, derin bir düzende gizli özgürlük anlamına geliyor. Evren, önceden yazılmış bir senaryoyu oynamıyor; her gözlemde, her etkileşimde kendini yeniden yazıyor. Bu, Tanrı’yı Newtoncu anlamda dışarıdan değil, sistemin içinden düşünmemizi sağlıyor.

Bir başka deyişle: "Tanrı evreni kurup geri çekilmedi; evrenin her anında oluş hâlinde."

Aydınlanma insanı evreni anlama tutkusuyla özgürleştirdi; kuantum insanı ise anlamanın sınırlarını gösterdi.

Belki de artık şu olgun dengeye geliyoruz:


Evet, evrende bir düzen var. Ama o düzen, ezberlenmiş bir senaryo değil her an yeniden oynanan bir oyun.


Tanrı zar atıyor olabilir… ama o zarın olasılıklarını anlamaya çalışmak da bizim en insani görevimiz.

 
 
 

Comments


Post: Blog2_Post

Abone ol!

Paylaşım için Teşekkürler

©2025 Sedat Yılmaz. 

bottom of page